ZORBALIK MI ?
Şimdi oturup da 37 yıllık ömrümde her uğradığım zorbalığı anlatacak değilim. Buna ne benim sabrım var, ne de senin okumaya hevesin diye düşünüyorum. Ancak en trajikomik olanı hangisiydi diye sorarsan, 5 yaşımda uğradığım diyebilirim.
90’lara denk geldiysen, en popüler oyunlardan birinin saklambaç olduğunu bilirsin. Hele ki kalabalık bir arkadaş grubu ile oynuyorsan, değmesinler keyfine. Ama dururlar mı? Elbette birileri çıkıp o anın da tadını kaçıracak…
O zamanlar çok zayıf ve oldukça kısa boylu olduğum için tabiri caizse her deliğe kolayca girebiliyordum. Hal böyle olunca da beni bulana kadar tüm arkadaşlar yakalanıyordu ve ebe beni bulana kadar da ben sobelemiş oluyordum. Oyunun, her defasında galibi olmamdan rahatsız olan arkadaşım olduğunu bilmiyordum. Ta ki o ana kadar…
Bir anda kalabalığın içinden bir ses yükseldi: "Sen kazanmadın ki! Biz, sen sakat olduğun için kazanmana izin veriyoruz." Bunu söyleyen, her gün birlikte evcilik oynadığım, birlikte bahçemizde yemek yediğim, o minik, sevimli, kara kızın ta kendisiydi…
Hayal kırıklığı, gücenme, utanma ve daha bir çok karmaşık duyguyu içimde yaşarken, aynı anda "Hayır şimdi ağlamayacağım, biraz daha tut kendini " diye kendimi telkin ederken, o işte o cümleler döküldü dudaklarımdan: " Benim bacağım sakat ama senin de beynin sakat. Bir tane vurursam, beynin o kadar küçük ki burnundan düşer." Bu sözlerim karşısında, arkadaşım oracıkta ağlamaya başladı. Ben de onun üzülmesine üzülmüştüm tabi. Ona sarılmak, özür dilemek istemiştim içten içe ama gözümün pınarında tuttuğum bir damla göz yaşı ile gitmelerini bekledim ve herkes gidince hüngür hüngür ağlamaya başladım. O gün öğrendim ki seni aslında en çok acıtan, en yakınınmış. Hayat 5 yaşındaki bir çocuk için hiç de adil değilmiş ve sen kendini savunmazsan kimse seni savunmazmış…


Yorumlar
Yorum Gönder
Yorumlarınızı benimle paylaşırsanız çok sevinirim :)